حول العالمالقرآن الكريمالرئيسية
القرآن الكريم

Mearic Suresi – Türkçe Meali ve Arapçası

About Surah Al-Ma'arij (The Ascending Stairways)

  • Surah 70 of 114
  • Meccan
  • 44 verses
  • Arabic name: المعارج

Surah Al-Ma'arij (المعارج), "The Ascending Stairways", is a Meccan surah with 44 verses. On Around The World every verse has its own page that brings together the Arabic text, the Sa'di and Jalalayn tafsir, the English meaning and related topics. Choose a verse number below.

All 44 verses: choose one for its tafsir

Surah Mearic Suresi - Türkçe

Surah Mearic Suresi - Aya count 44

Mearic Suresi, 44 ayetten oluşan Mekki bir suredir. Mushaftaki sırası 70 olup Medine Mushafı'nın 568. sayfasında başlar.

سورة المعارج مكية، عدد آياتها 44، وترتيبها 70 في المصحف، وتبدأ في الصفحة 568 من مصحف المدينة النبوية.

سورة المعارج بالعربية · الصفحة 568 من المصحف · تفسير السورة

سَأَلَ سَآئِلٌۢ بِعَذَابٍۢ وَاقِعٍۢ ﴿١﴾

Bir isteyen, olacak azabi istedi.

لِّلْكَٰفِرِينَ لَيْسَ لَهُۥ دَافِعٌۭ ﴿٢﴾

Kâfirler için onu savacak yok.

مِّنَ ٱللَّهِ ذِى ٱلْمَعَارِجِ ﴿٣﴾

O, derece ve makamlarin sahibi Allah'tandir.

تَعْرُجُ ٱلْمَلَٰٓئِكَةُ وَٱلرُّوحُ إِلَيْهِ فِى يَوْمٍۢ كَانَ مِقْدَارُهُۥ خَمْسِينَ أَلْفَ سَنَةٍۢ ﴿٤﴾

Melekler ve Ruh miktari ellibin yil süren bir gün içinde ona çikar.

فَٱصْبِرْ صَبْرًۭا جَمِيلًا ﴿٥﴾

O halde güzel bir sabir ile sabret.

إِنَّهُمْ يَرَوْنَهُۥ بَعِيدًۭا ﴿٦﴾

Çünkü onlar onu uzak görürler.

وَنَرَىٰهُ قَرِيبًۭا ﴿٧﴾

Biz ise onu yakin görüyoruz.

يَوْمَ تَكُونُ ٱلسَّمَآءُ كَٱلْمُهْلِ ﴿٨﴾

O gün gök erimis bir maden gibi olur.

وَتَكُونُ ٱلْجِبَالُ كَٱلْعِهْنِ ﴿٩﴾

Daglar da atilmis renkli yün gibi olur.

وَلَا يَسْـَٔلُ حَمِيمٌ حَمِيمًۭا ﴿١٠﴾

Dost dostun halini soramaz.

يُبَصَّرُونَهُمْ ۚ يَوَدُّ ٱلْمُجْرِمُ لَوْ يَفْتَدِى مِنْ عَذَابِ يَوْمِئِذٍۭ بِبَنِيهِ ﴿١١﴾

Birbirlerine gösterilirler. Suçlu o günün azabindan kurtulmak için fidye vermek ister; ogullarini,

وَصَٰحِبَتِهِۦ وَأَخِيهِ ﴿١٢﴾

12- Esini ve kardesini,

وَفَصِيلَتِهِ ٱلَّتِى تُـْٔوِيهِ ﴿١٣﴾

Kendisini barindiran, içinde yetistigi tüm ailesini,

وَمَن فِى ٱلْأَرْضِ جَمِيعًۭا ثُمَّ يُنجِيهِ ﴿١٤﴾

Ve yeryüzünde bulunanlarin hepsini ki, tek kendini kurtarabilsin.

كَلَّآ ۖ إِنَّهَا لَظَىٰ ﴿١٥﴾

Hayir, o alevlenen bir atestir.

نَزَّاعَةًۭ لِّلشَّوَىٰ ﴿١٦﴾

Derileri kavurur, soyar.

تَدْعُواْ مَنْ أَدْبَرَ وَتَوَلَّىٰ ﴿١٧﴾

Çagirir, sirtini dönüp gideni,

وَجَمَعَ فَأَوْعَىٰٓ ﴿١٨﴾

Mal toplayip kasada yigani,

۞ إِنَّ ٱلْإِنسَٰنَ خُلِقَ هَلُوعًا ﴿١٩﴾

Dogrusu insan dayaniksiz ve huysuz yaratilmistir.

إِذَا مَسَّهُ ٱلشَّرُّ جَزُوعًۭا ﴿٢٠﴾

Kendisine kötülük dokundu mu sizlanir.

وَإِذَا مَسَّهُ ٱلْخَيْرُ مَنُوعًا ﴿٢١﴾

Kendisine hayir dokundu mu cimrilik eder.

إِلَّا ٱلْمُصَلِّينَ ﴿٢٢﴾

Ancak namaz kilanlar bunun disindadir.

ٱلَّذِينَ هُمْ عَلَىٰ صَلَاتِهِمْ دَآئِمُونَ ﴿٢٣﴾

Onlar ki namazlarini sürekli kilarlar.

وَٱلَّذِينَ فِىٓ أَمْوَٰلِهِمْ حَقٌّۭ مَّعْلُومٌۭ ﴿٢٤﴾

Onlarin mallarinda belli bir hak vardir,

لِّلسَّآئِلِ وَٱلْمَحْرُومِ ﴿٢٥﴾

Hem isteyen için, hem de istemekten utanan yoksul için.

وَٱلَّذِينَ يُصَدِّقُونَ بِيَوْمِ ٱلدِّينِ ﴿٢٦﴾

Onlar ki ceza gününü tasdik ederler.

وَٱلَّذِينَ هُم مِّنْ عَذَابِ رَبِّهِم مُّشْفِقُونَ ﴿٢٧﴾

Rablerinin azabindan korkarlar.

إِنَّ عَذَابَ رَبِّهِمْ غَيْرُ مَأْمُونٍۢ ﴿٢٨﴾

Çünkü Rablerinin azabindan emin olunmaz.

وَٱلَّذِينَ هُمْ لِفُرُوجِهِمْ حَٰفِظُونَ ﴿٢٩﴾

Onlar ki irzlarini korurlar.

إِلَّا عَلَىٰٓ أَزْوَٰجِهِمْ أَوْ مَا مَلَكَتْ أَيْمَٰنُهُمْ فَإِنَّهُمْ غَيْرُ مَلُومِينَ ﴿٣٠﴾

Ancak zevcelerine ve cariyelerine karsi hariç. Çünkü onlara yaklastiklarinda kinanmazlar.

فَمَنِ ٱبْتَغَىٰ وَرَآءَ ذَٰلِكَ فَأُوْلَٰٓئِكَ هُمُ ٱلْعَادُونَ ﴿٣١﴾

Bundan ötesini isteyenler, var ya iste onlar haddi asanlardir.

وَٱلَّذِينَ هُمْ لِأَمَٰنَٰتِهِمْ وَعَهْدِهِمْ رَٰعُونَ ﴿٣٢﴾

Onlar emanetlerini ve ahitlerini gözetirler.

وَٱلَّذِينَ هُم بِشَهَٰدَٰتِهِمْ قَآئِمُونَ ﴿٣٣﴾

Sahitliklerinde dürüsttürler.

وَٱلَّذِينَ هُمْ عَلَىٰ صَلَاتِهِمْ يُحَافِظُونَ ﴿٣٤﴾

Namazlarina devam ederler.

أُوْلَٰٓئِكَ فِى جَنَّٰتٍۢ مُّكْرَمُونَ ﴿٣٥﴾

Iste bunlar cennetlerde agirlanirlar.

فَمَالِ ٱلَّذِينَ كَفَرُواْ قِبَلَكَ مُهْطِعِينَ ﴿٣٦﴾

Simdi ne oluyor o inkâr edenlere ki, sana dogru boyunlarini uzatarak kosuyorlar:

عَنِ ٱلْيَمِينِ وَعَنِ ٱلشِّمَالِ عِزِينَ ﴿٣٧﴾

Sagdan ve soldan bölük bölük.

أَيَطْمَعُ كُلُّ ٱمْرِئٍۢ مِّنْهُمْ أَن يُدْخَلَ جَنَّةَ نَعِيمٍۢ ﴿٣٨﴾

Onlardan herbiri, bir nimet cennetine sokulacagini mi umuyor?

كَلَّآ ۖ إِنَّا خَلَقْنَٰهُم مِّمَّا يَعْلَمُونَ ﴿٣٩﴾

Hayir, biz onlari bildikleri seyden yarattik.

فَلَآ أُقْسِمُ بِرَبِّ ٱلْمَشَٰرِقِ وَٱلْمَغَٰرِبِ إِنَّا لَقَٰدِرُونَ ﴿٤٠﴾

Artik o dogularin ve batilarin Rabbine yemine ne gerek, elbette bizim gücümüz yeter.

عَلَىٰٓ أَن نُّبَدِّلَ خَيْرًۭا مِّنْهُمْ وَمَا نَحْنُ بِمَسْبُوقِينَ ﴿٤١﴾

Onlari kendilerinden daha hayirli olanlarla degistirebiliriz ve bizim önümüze geçilmez.

فَذَرْهُمْ يَخُوضُواْ وَيَلْعَبُواْ حَتَّىٰ يُلَٰقُواْ يَوْمَهُمُ ٱلَّذِى يُوعَدُونَ ﴿٤٢﴾

O halde birak onlari, kendilerine vaad edilen günlerine kavusuncaya kadar dalip oynayadursunlar.

يَوْمَ يَخْرُجُونَ مِنَ ٱلْأَجْدَاثِ سِرَاعًۭا كَأَنَّهُمْ إِلَىٰ نُصُبٍۢ يُوفِضُونَ ﴿٤٣﴾

O gün kabirlerden hizli hizli çikacaklar, sanki putlara gidiyorlarmis gibi firlayacaklar.

خَٰشِعَةً أَبْصَٰرُهُمْ تَرْهَقُهُمْ ذِلَّةٌۭ ۚ ذَٰلِكَ ٱلْيَوْمُ ٱلَّذِى كَانُواْ يُوعَدُونَ ﴿٤٤﴾

Gözleri düsük, kendilerini bir alçaklik saracak da saracak. Iste onlara vaad edilen gün, o gündür.