حول العالمالقرآن الكريمالرئيسية
القرآن الكريم

Mürselat Suresi – Türkçe Meali ve Arapçası

About Surah Al-Mursalat (The Emissaries)

  • Surah 77 of 114
  • Meccan
  • 50 verses
  • Arabic name: المرسلات

Surah Al-Mursalat (المرسلات), "The Emissaries", is a Meccan surah with 50 verses. On Around The World every verse has its own page that brings together the Arabic text, the Sa'di and Jalalayn tafsir, the English meaning and related topics. Choose a verse number below.

All 50 verses: choose one for its tafsir

Surah Mürselat Suresi - Türkçe

Surah Mürselat Suresi - Aya count 50

Mürselat Suresi, 50 ayetten oluşan Mekki bir suredir. Mushaftaki sırası 77 olup Medine Mushafı'nın 580. sayfasında başlar.

سورة المرسلات مكية، عدد آياتها 50، وترتيبها 77 في المصحف، وتبدأ في الصفحة 580 من مصحف المدينة النبوية.

سورة المرسلات بالعربية · الصفحة 580 من المصحف · تفسير السورة

وَٱلْمُرْسَلَٰتِ عُرْفًۭا ﴿١﴾

Andolsun birbiri ardinca gönderilenlere,

فَٱلْعَٰصِفَٰتِ عَصْفًۭا ﴿٢﴾

Büküp devirenlere,

وَٱلنَّٰشِرَٰتِ نَشْرًۭا ﴿٣﴾

Yaydikça yayanlara,

فَٱلْفَٰرِقَٰتِ فَرْقًۭا ﴿٤﴾

Seçip ayiranlara,

فَٱلْمُلْقِيَٰتِ ذِكْرًا ﴿٥﴾

Bir ögüt birakanlara,

عُذْرًا أَوْ نُذْرًا ﴿٦﴾

Gerek özür için olsun, gerek uyari için,

إِنَّمَا تُوعَدُونَ لَوَٰقِعٌۭ ﴿٧﴾

Herhalde size vaad olunan kesinlikle olacaktir.

فَإِذَا ٱلنُّجُومُ طُمِسَتْ ﴿٨﴾

Hani o yildizlar silindigi zaman,

وَإِذَا ٱلسَّمَآءُ فُرِجَتْ ﴿٩﴾

Gök yarildigi zaman,

وَإِذَا ٱلْجِبَالُ نُسِفَتْ ﴿١٠﴾

Daglar savruldugu zaman,

وَإِذَا ٱلرُّسُلُ أُقِّتَتْ ﴿١١﴾

Elçiler, tayin edilen vakitlerine erdirildikleri zaman,

لِأَىِّ يَوْمٍ أُجِّلَتْ ﴿١٢﴾

Bunlar hangi güne ertelendiler?

لِيَوْمِ ٱلْفَصْلِ ﴿١٣﴾

Hüküm gününe..

وَمَآ أَدْرَىٰكَ مَا يَوْمُ ٱلْفَصْلِ ﴿١٤﴾

Bildin mi, nedir o hüküm günü?

وَيْلٌۭ يَوْمَئِذٍۢ لِّلْمُكَذِّبِينَ ﴿١٥﴾

O gün yalanlayanlarin vay haline!

أَلَمْ نُهْلِكِ ٱلْأَوَّلِينَ ﴿١٦﴾

Biz, öncekileri helak etmedik mi?

ثُمَّ نُتْبِعُهُمُ ٱلْءَاخِرِينَ ﴿١٧﴾

Sonra geridekileri de onlara katariz.

كَذَٰلِكَ نَفْعَلُ بِٱلْمُجْرِمِينَ ﴿١٨﴾

Biz suçlulara böyle yapariz.

وَيْلٌۭ يَوْمَئِذٍۢ لِّلْمُكَذِّبِينَ ﴿١٩﴾

O gün yalanlayanlarin vah haline!

أَلَمْ نَخْلُقكُّم مِّن مَّآءٍۢ مَّهِينٍۢ ﴿٢٠﴾

Biz sizi âdi bir sudan yaratmadik mi?

فَجَعَلْنَٰهُ فِى قَرَارٍۢ مَّكِينٍ ﴿٢١﴾

Onu saglam bir yerde oturttuk.

إِلَىٰ قَدَرٍۢ مَّعْلُومٍۢ ﴿٢٢﴾

Belli bir süreye kadar.

فَقَدَرْنَا فَنِعْمَ ٱلْقَٰدِرُونَ ﴿٢٣﴾

Demek ki biçimlendirmisiz. Ne güzel biçimlendireniz biz.

وَيْلٌۭ يَوْمَئِذٍۢ لِّلْمُكَذِّبِينَ ﴿٢٤﴾

O gün yalanlayanlarin vay haline!

أَلَمْ نَجْعَلِ ٱلْأَرْضَ كِفَاتًا ﴿٢٥﴾

Yeryüzünü bir tokat (toplanma yeri) yapmadik mi?

أَحْيَآءًۭ وَأَمْوَٰتًۭا ﴿٢٦﴾

Gerek diriler, gerekse ölüler için.

وَجَعَلْنَا فِيهَا رَوَٰسِىَ شَٰمِخَٰتٍۢ وَأَسْقَيْنَٰكُم مَّآءًۭ فُرَاتًۭا ﴿٢٧﴾

Orada yüksek yüksek daglar oturtup da size bir tatli su sunmadik mi?

وَيْلٌۭ يَوْمَئِذٍۢ لِّلْمُكَذِّبِينَ ﴿٢٨﴾

O gün yalanlayanlarin vay haline!

ٱنطَلِقُوٓاْ إِلَىٰ مَا كُنتُم بِهِۦ تُكَذِّبُونَ ﴿٢٩﴾

(Kiyameti yalanlayanlara söyle denir): "Haydin gidin o yalanladiginiz seye dogru."

ٱنطَلِقُوٓاْ إِلَىٰ ظِلٍّۢ ذِى ثَلَٰثِ شُعَبٍۢ ﴿٣٠﴾

"Haydi gidin o üç çatalli gölgeye (cehenneme)."

لَّا ظَلِيلٍۢ وَلَا يُغْنِى مِنَ ٱللَّهَبِ ﴿٣١﴾

O, ne gölgelendirir, ne alevden korur.

إِنَّهَا تَرْمِى بِشَرَرٍۢ كَٱلْقَصْرِ ﴿٣٢﴾

O, saray gibi kivilcimlar atar.

كَأَنَّهُۥ جِمَٰلَتٌۭ صُفْرٌۭ ﴿٣٣﴾

Sanki o kivilcimlar, sari sari (erkek deve sürüleridir).

وَيْلٌۭ يَوْمَئِذٍۢ لِّلْمُكَذِّبِينَ ﴿٣٤﴾

O gün yalanlayanlarin vay haline!

هَٰذَا يَوْمُ لَا يَنطِقُونَ ﴿٣٥﴾

Bugün, konusamiyacaklari gündür.

وَلَا يُؤْذَنُ لَهُمْ فَيَعْتَذِرُونَ ﴿٣٦﴾

Kendilerine izin de verilmez ki, özür beyan etsinler.

وَيْلٌۭ يَوْمَئِذٍۢ لِّلْمُكَذِّبِينَ ﴿٣٧﴾

O gün yalanlayanlarin vay haline!

هَٰذَا يَوْمُ ٱلْفَصْلِ ۖ جَمَعْنَٰكُمْ وَٱلْأَوَّلِينَ ﴿٣٨﴾

Bu, iste o hüküm günüdür. Sizi ve öncekileri bir araya topladik.

فَإِن كَانَ لَكُمْ كَيْدٌۭ فَكِيدُونِ ﴿٣٩﴾

Bir hileniz varsa beni atlatin.

وَيْلٌۭ يَوْمَئِذٍۢ لِّلْمُكَذِّبِينَ ﴿٤٠﴾

O gün yalanlayanlarin vay haline!

إِنَّ ٱلْمُتَّقِينَ فِى ظِلَٰلٍۢ وَعُيُونٍۢ ﴿٤١﴾

Kuskusuz takva sahipleri gölgeler altinda ve pinar baslarindadir.

وَفَوَٰكِهَ مِمَّا يَشْتَهُونَ ﴿٤٢﴾

Canlarinin çektiginden türlü meyveler arasindadirlar.

كُلُواْ وَٱشْرَبُواْ هَنِيٓـًٔۢا بِمَا كُنتُمْ تَعْمَلُونَ ﴿٤٣﴾

(Onlara): "Yaptiklariniza karsilik afiyetle yiyin, için" (denir).

إِنَّا كَذَٰلِكَ نَجْزِى ٱلْمُحْسِنِينَ ﴿٤٤﴾

Iste biz güzel amel isleyenleri böyle mükafatlandiririz.

وَيْلٌۭ يَوْمَئِذٍۢ لِّلْمُكَذِّبِينَ ﴿٤٥﴾

O gün yalanlayanlarin vay haline!

كُلُواْ وَتَمَتَّعُواْ قَلِيلًا إِنَّكُم مُّجْرِمُونَ ﴿٤٦﴾

Yiyin, zevklenin biraz, çünkü siz suçlularsiniz.

وَيْلٌۭ يَوْمَئِذٍۢ لِّلْمُكَذِّبِينَ ﴿٤٧﴾

O gün yalanlayanlarin vay haline!

وَإِذَا قِيلَ لَهُمُ ٱرْكَعُواْ لَا يَرْكَعُونَ ﴿٤٨﴾

Onlara: "Rüku edin" denildigi zaman etmezler.

وَيْلٌۭ يَوْمَئِذٍۢ لِّلْمُكَذِّبِينَ ﴿٤٩﴾

Vay haline o gün yalanlayanlarin!

فَبِأَىِّ حَدِيثٍۭ بَعْدَهُۥ يُؤْمِنُونَ ﴿٥٠﴾

Artik bundan (Kur'an'dan) sonra hangi söze inanacaklar?