حول العالمالقرآن الكريمالرئيسية
القرآن الكريم

Müteffifin Suresi – Türkçe Meali ve Arapçası

About Surah Al-Mutaffifin (The Defrauding)

  • Surah 83 of 114
  • Meccan
  • 36 verses
  • Arabic name: المطففين

Surah Al-Mutaffifin (المطففين), "The Defrauding", is a Meccan surah with 36 verses. On Around The World every verse has its own page that brings together the Arabic text, the Sa'di and Jalalayn tafsir, the English meaning and related topics. Choose a verse number below.

All 36 verses: choose one for its tafsir

Surah Müteffifin Suresi - Türkçe

Surah Müteffifin Suresi - Aya count 36

Müteffifin Suresi, 36 ayetten oluşan Mekki bir suredir. Mushaftaki sırası 83 olup Medine Mushafı'nın 587. sayfasında başlar.

سورة المطففين مكية، عدد آياتها 36، وترتيبها 83 في المصحف، وتبدأ في الصفحة 587 من مصحف المدينة النبوية.

سورة المطففين بالعربية · الصفحة 587 من المصحف · تفسير السورة

وَيْلٌۭ لِّلْمُطَفِّفِينَ ﴿١﴾

Eksik ölçüp tartanlarin vay haline!

ٱلَّذِينَ إِذَا ٱكْتَالُواْ عَلَى ٱلنَّاسِ يَسْتَوْفُونَ ﴿٢﴾

Onlar insanlardan kendilerine bir sey aldiklari zaman tam ölçerler.

وَإِذَا كَالُوهُمْ أَو وَّزَنُوهُمْ يُخْسِرُونَ ﴿٣﴾

Kendileri baskalarina bir sey ölçtükleri veya tarttiklari zaman eksik ölçer ve tartarlar.

أَلَا يَظُنُّ أُوْلَٰٓئِكَ أَنَّهُم مَّبْعُوثُونَ ﴿٤﴾

Onlar tekrar diriltileceklerini zannetmiyorlar mi?

لِيَوْمٍ عَظِيمٍۢ ﴿٥﴾

Büyük bir gün için.

يَوْمَ يَقُومُ ٱلنَّاسُ لِرَبِّ ٱلْعَٰلَمِينَ ﴿٦﴾

Öyle bir gün ki, insanlar o gün Rabblerinin huzurunda divan duracaklar.

كَلَّآ إِنَّ كِتَٰبَ ٱلْفُجَّارِ لَفِى سِجِّينٍۢ ﴿٧﴾

Hayir hayir, kötülerin yazisi muhakkak Siccin'dedir.

وَمَآ أَدْرَىٰكَ مَا سِجِّينٌۭ ﴿٨﴾

Bildin mi sen, Siccin nedir?

كِتَٰبٌۭ مَّرْقُومٌۭ ﴿٩﴾

Yazilmis bir kitaptir o.

وَيْلٌۭ يَوْمَئِذٍۢ لِّلْمُكَذِّبِينَ ﴿١٠﴾

Vay haline yalanlayanlarin o gün!

ٱلَّذِينَ يُكَذِّبُونَ بِيَوْمِ ٱلدِّينِ ﴿١١﴾

Onlar ceza gününü yalanlayanlardir.

وَمَا يُكَذِّبُ بِهِۦٓ إِلَّا كُلُّ مُعْتَدٍ أَثِيمٍ ﴿١٢﴾

Onu ancak siniri asan ve günaha düskün olanlar yalanlar.

إِذَا تُتْلَىٰ عَلَيْهِ ءَايَٰتُنَا قَالَ أَسَٰطِيرُ ٱلْأَوَّلِينَ ﴿١٣﴾

Ona âyetlerimiz okundugu zaman, "eskilerin masallari" der.

كَلَّا ۖ بَلْ ۜ رَانَ عَلَىٰ قُلُوبِهِم مَّا كَانُواْ يَكْسِبُونَ ﴿١٤﴾

Hayir hayir, öyle degil. Aksine onlarin kazandigi günahlar kalplerinin üzerine pas olmustur.

كَلَّآ إِنَّهُمْ عَن رَّبِّهِمْ يَوْمَئِذٍۢ لَّمَحْجُوبُونَ ﴿١٥﴾

Hayir hayir, dogrusu onlar o gün Rablerini görmekten mahrumdurlar.

ثُمَّ إِنَّهُمْ لَصَالُواْ ٱلْجَحِيمِ ﴿١٦﴾

Sonra onlar muhakkak cehenneme girecekler.

ثُمَّ يُقَالُ هَٰذَا ٱلَّذِى كُنتُم بِهِۦ تُكَذِّبُونَ ﴿١٧﴾

Sonra da onlara: "Iste bu, yalanlayip durdugunuz seydir" denilecek.

كَلَّآ إِنَّ كِتَٰبَ ٱلْأَبْرَارِ لَفِى عِلِّيِّينَ ﴿١٨﴾

Hayir hayir, iyilerin yazisi muhakkak Illiyyîn'dedir.

وَمَآ أَدْرَىٰكَ مَا عِلِّيُّونَ ﴿١٩﴾

Bildin mi sen, Illiyyîn nedir?

كِتَٰبٌۭ مَّرْقُومٌۭ ﴿٢٠﴾

Yazilmis bir kitaptir o.

يَشْهَدُهُ ٱلْمُقَرَّبُونَ ﴿٢١﴾

Allah'a yaklastirilmis melekler ona tanik olurlar.

إِنَّ ٱلْأَبْرَارَ لَفِى نَعِيمٍ ﴿٢٢﴾

Haberiniz olsun ki, iyiler nimet içindedir.

عَلَى ٱلْأَرَآئِكِ يَنظُرُونَ ﴿٢٣﴾

Tahtlar üzerinde etrafa bakarlar.

تَعْرِفُ فِى وُجُوهِهِمْ نَضْرَةَ ٱلنَّعِيمِ ﴿٢٤﴾

Yüzlerinde nimet ve mutlulugun sevincini görürsün.

يُسْقَوْنَ مِن رَّحِيقٍۢ مَّخْتُومٍ ﴿٢٥﴾

Onlara damgali saf bir içki sunulur.

خِتَٰمُهُۥ مِسْكٌۭ ۚ وَفِى ذَٰلِكَ فَلْيَتَنَافَسِ ٱلْمُتَنَٰفِسُونَ ﴿٢٦﴾

Onun sonu misktir. Iste ona imrensin artik imrenenler.

وَمِزَاجُهُۥ مِن تَسْنِيمٍ ﴿٢٧﴾

Karisimi Tesnim'dendir (En üstün cennet sarabindandir).

عَيْنًۭا يَشْرَبُ بِهَا ٱلْمُقَرَّبُونَ ﴿٢٨﴾

Allah'a yakin olanlarin içecekleri bir kaynaktir o.

إِنَّ ٱلَّذِينَ أَجْرَمُواْ كَانُواْ مِنَ ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ يَضْحَكُونَ ﴿٢٩﴾

Dogrusu o suç isleyenler inananlara gülüyorlardi.

وَإِذَا مَرُّواْ بِهِمْ يَتَغَامَزُونَ ﴿٣٠﴾

Onlara ugradiklari vakit birbirlerine göz kirpiyorlardi.

وَإِذَا ٱنقَلَبُوٓاْ إِلَىٰٓ أَهْلِهِمُ ٱنقَلَبُواْ فَكِهِينَ ﴿٣١﴾

Evlerine döndükleri zaman zevklenerek dönüyorlardi.

وَإِذَا رَأَوْهُمْ قَالُوٓاْ إِنَّ هَٰٓؤُلَآءِ لَضَآلُّونَ ﴿٣٢﴾

Müminleri gördükleri vakit; "iste bunlar sapiklar" diyorlardi.

وَمَآ أُرْسِلُواْ عَلَيْهِمْ حَٰفِظِينَ ﴿٣٣﴾

Oysa onlar müminler üzerine bekçi olarak gönderilmemislerdi.

فَٱلْيَوْمَ ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ مِنَ ٱلْكُفَّارِ يَضْحَكُونَ ﴿٣٤﴾

Iste bugün de inananlar kâfirlere gülecek.

عَلَى ٱلْأَرَآئِكِ يَنظُرُونَ ﴿٣٥﴾

Koltuklar üzerinde etrafa bakacaklar.

هَلْ ثُوِّبَ ٱلْكُفَّارُ مَا كَانُواْ يَفْعَلُونَ ﴿٣٦﴾

Nasil, kâfirler yaptiklarinin cezasini buldular mi?